Facebook ile Bağlan

Mus'ab'ın Doğal Doğumla Gelişi

Evde doğum yapmayı çok istemiştim ve doğum doktorumun o hastane odasında bana evde doğumu yaşatacağının sözünü aldığımda dünyalar benim olmuştu... Tam 40 haftayı doldurmamıza rağmen hala bende hiç bir doğum belirtisi yoktu. Doktorum her kontrole geldiğimde sen hala doğurmadın mı diye kafa buldukça ben strese giriyordum. Hatta öyle kafaya koymuştum ki normal doğurabilmeyi tüm hamileliğim boyunca okuduğum kitaplar, gittiğim pilates, nefes egzersizleri hep boşa gidip sezaryen olacağım diye çok korktum. 40. haftada doktorum 2 cm açıklığım olduğunu ve membran sıyırma tekniği ile doğumu tetikleyeceğini söyledi ama bir işe yaramadı. En son kontrolde tam 40+4 olmuştuk ve doktorum bir dahaki kontrolde doğumu suni sancıyla başlatalım artık demesiyle beni daha da stres aldı verdi. Çünkü kendi sancımla evde vakit geçirip ve tamamen doğal bir doğumla bebeğimi kucağıma almak istiyordum. Tam 10 km yürüyüş yapmış, 8 kat merdiven çıkmış, yediğim hurmanın haddi hesabı kalmamıştı. Kontrolden eve gelip akşam üstü lavabodan sonra o meşhur nişan dedikleri arkadaşı sonunda görmüştüm. Öyle mutluydum ki onun fotoğrafını bile çekip bakıp bakıp doğum başlıyor diye evin içinde tur atıyordum. Tabi eşim ertesi gün doğuracağımı hiç düşünmediği için sakin ol deyip durdu. Ertesi gün günlerden pazardı. Sabah namazına uyanıp geri yattığımda 10 dakikada bir gelen hafif kramp tarzı ağrı vardı ama ben yine ya değilse diye üzülüp gönülsüz not ediyordum saatleri.
 

06.24 - 06.34 - 06.44 - 06.51 - 07.01 - 07.11 - 07.18 - 07.59 - 08.04 - 08.08 - 08.12 - 08.16 - 08.23 derken 4 dakikada bir gelen ve beni yerimden zor da olsa kıpırdatan dalgalarla sonunda doğumun başladığına inandırdı. Doktorumu aradım dayanabildiğin kadar evde dayan dedi. Suya da Fatıma Ana Eli Otumu ısladım ve Yasin Suresini okudum. Bir taraftan hurma yiyordum bir taraftan zemzem içiyordum. Pilates topunda daireler çizerek saat 12 ye kadar dayandım ve artık hadi gidelim dedim annemlerle eşime... Hastaneye korna çala çala gitmedik tabi ki. Hatta doğum katına kadar merdivenlerden çıktım dalgalar geldikçe dinlenerek. Eşim elinde çantalarla önümde, ben de arkada, sonunda odamıza yerleştik. Yaban mersinli mumlarımı yaktık lohusa terliğim ayağımda dilimde Sümme Sebile Yesserah. Ve hayatımın en çok mücadelesini verdiğim bu süreçte ebenin henüz 3 cm demesiyle moralim yerle bir oldu ama pes etmedim. Yatmak istemeyerek ayakta odada duvara dayanıp çömelip bir taraftan yanımdakilerle sohbet ederek atlatıyordum kasılmaları. Enteresan olan bende kasılma belimde değil bacaklarımdaydı. Ve doktorum geldiğinde 4 cm olmuştum saat'3 ü gösteriyordu. O kadar saat anca bu kadar mı gelişme var diye epidural istemiyorken bir an aklımdan geçirmeye başladım. Yanımda ablam, görümcem, annelerim vardı onlar 'sen yaparsın dayanırsın' demeselerdi eğer çoktan almıştım epidurali. Ama içimdeki acilen sezaryene alınma korkusu, çektiğim acıdan daha baskın geliyordu. Doğumhaneye giderken bile içimden 'N'olur Allahım sezaryen olmasın' diye dua ettim. Ve artık sıklaşan sancılarım beni ayakta duramaz hale getirdi yatarak nefes verip hafif inliyordum taaa ki ebe gelip suyumu patlatana kadar. Çünkü artık Mus'ab bana çok yakındı 6-7 cm deyince ebeye sarılasım geldi ama kadın Survivor Nagehan gibiydi onu görünce hep aklıma Nagehan geliyordu. Çekindim bir şey demedim o da sen yaparsın bu işi deyip gitti. Ordan sonrası tamamen doğumistan dedikleri o flu ve bulanık kah acılı kah bağırtılı inlemeli ama bir o kadar da gözümden uyku akan bir evreye geçtim.


Elini sımsıkı tuttuğum ablamın bilmiyorum ne kadar canını yaktım her sancı geldiğinde. Ve lavman dahi yaptırmadığım o doğal süreç öyle güzel işliyordu ki herkes Mus'ab ha geldi ha gelecek diye bekliyordu. Son kez kontrole gelen ebe bebeğimin başını çevirmesi gerektiğini söyleyip doğumun ne olduğunu odamda bir nebze olsa da yaşattı. Doğumhaneye yürüyerek gidelim mi deyince uzak mı yakın mı diye sordum o endorfin kafasıyla. Öyleyse sandalyeyle koşarak gidelim dedim ve koşa koşa doğumhanedeydik. Her duamda 'N'olur Allahım hiç bir namahrem beni o halde hele ki yüzümü hiç görmesin, kimse görmeden doğum yapayım' diye el açtım. Oda kabul olmuştu bomboş koridorlarda bir ben, koca hastanede normal doğuran yine bir tek bendim. Hep merak ettiğim o doğumhanede sağımda ablam solumda eşim karşımda doktorum ve ebem, tek söyledikleri bana ıkın ıkın ıkın. Ama yok ki neyi ıkınayım dedim gelmiyor içimden ıkınmak. Oğlumla öyle bütünleşmişiz ki doğumda bile ıkınası gelmeyen bir gebeyle ne yapsındı doktor. O an aklıma pilates hocamın karnını şişir nefesini tut ve ıkın dediğini hatırladım. Sen 3 ıkınmada doğurursun Halime demişti bana. Ayıp olmasın diye ben doktorum gelince ikinci ıkınmada Mus'ab'ı göğsüme alıverdim. Ablamın gözyaşları eşimin gülen suratıyla kalakaldık öylece ve Mus'ab sessiz sessiz bakıyordu etrafına. O kadar sancının bir anda kesilmesine şok olan ben artık parmağımı değil gözümü kıpırdatacak halim yoktu. Ama ellerimle onu sımsıkı tutmuş o minik tekme atan ayaklar bunlar mı diye soruyordum ve kim bilir daha ne saçma sorular sordum. Hele sarışın bir oğlum olacağı hiç aklıma gelmezdi bir de bu kadar güzel olacağı... İlk gün rüyalarıma girip bazen korkuyla bazen aşkla uyuyup uyansam da normal doğum yapmış olmam bana hep rüya gibi geldi. Epiduralsiz, epizyotomisiz, suni sancısız, lavmansız, kendi elbisemle, ten tene temas ile bir doğum yaşadım. Doğum sonrası ayakta olmak kendi başıma geceliğimi giyip hazırlanıp Mus'ab'ımı alıp emzirmek 'bütün bunlar gerçek mi bu yaşananlar rüya olmasın n'olur' dedim. Bugün bu hikayemi yazdığıma göre artık yavaş yavaş inansam iyi olacak. Çünkü süt kokan bir ağız ne kadar rüya olabilirdi...

Bu içerik için oy ver:
Kolik Bebeği Rahatlatıcı Öneriler
Hamilelikte Saç Dökülmesi

İlgili Haberler

Yorumlar

 
No comments yet
Zaten Üyemisiniz? Giriş Yapın
Guest
Cuma, 07 Ağustos 2020

©2016 HamileAnneler

E-Bülten

Etkinlikler, Uzman Önerileri, Soru - Cevaplar, Haberler ve daha birçok şeyi kaçırmak istemiyorsan sende bize katıl!